Kentsel dönüşüm çoğu zaman tek bir binanın yenilenmesi olarak anlatılır. Oysa bir yapının yerine yenisini koymak; o yapının içinde bulunduğu adayı, sokağı ve komşuluk ilişkisini de yeniden kurmak demektir. Mimarlığın işi bize göre burada başlıyor: hak sahiplerinin beklentisi, imar hakkı, mevcut dokunun korunmaya değer nitelikleri ve şantiyenin sırası birbiriyle çelişen kısıtlar olarak masaya geliyor; tasarım bu çelişkiyi bir yapı diline çeviriyor.

Türkiye’de dönüşümün asıl sebebi mimari değil, deprem tehlikesi. 6306 sayılı yasa kapsamında riskli yapı tespiti yapılan bir binada süreç, mimarlık ofisinin masasına gelmeden çok önce başlıyor: tespit raporu, hak sahiplerinin ortak karara varması, kira yardımı ve kredi gibi devlet destekleri. Bunlar tasarımın dışında duruyormuş gibi görünür ama değildir; hangi desteğin hangi takvimde geldiği, yapının kaç etapta ve hangi sırayla üretileceğini doğrudan belirler.

İdari taraf da tasarımın parçası. İstanbul’da her ilçenin — Kadıköy’ün, Üsküdar’ın, Ataşehir’in — imar uygulamasını okuma biçimi ve ruhsat süreci birbirinden farklı işliyor. Bir avan projeyi ilgili belediyenin pratiğini bilmeden kurmak, çoğu zaman ruhsat aşamasında tasarımı baştan yazmak anlamına geliyor.

Bu alandaki işlerimiz 3.500m²’lik tek bir apartmandan 680.000m²’lik bir yerleşim planına kadar uzanıyor. Ölçek değiştikçe kullanılan araçlar değil, sorunun kendisi değişiyor.

Yerleşim ölçeğinde tasarımı belirleyen şey cephe ya da plan tipi değil, etaplama: insanların hangi sırayla evlerinden çıkacağı ve hangi sırayla geri dönecekleri. Antalya’da Kepezaltı-Santral bölgesi için yürüttüğümüz çalışma yerinde dönüşüm ilkesiyle kurgulanmıştı ve 2019’da Sign of the City Awards’ta “En İyi Kentsel Dönüşüm – Devam Eden Projeler” ödülünü aldı. Bu ölçekte etaplama yanlış kurulduğunda mimari çözümün iyi olması bir işe yaramıyor.

Ada ölçeğinde soru yerleşime dönüyor: blokların birbirine ve manzaraya göre yönlenmesi, aralarında kalan boşluğun gerçekten kullanılabilir bir alan olup olmadığı, zemin katın sokakla kurduğu ilişki. Enyapı Barbaros’ta sekiz konut bloğunu bir ızgara üzerine oturtup aradaki alanı ortak kullanıma ayırmamızın sebebi buydu. Bir ada, tek parselin kısıtlarından kurtulmaya yetecek kadar büyük, kendi iç düzenini kurabilecek kadar da tanımlı.

Parsel ölçeğinde ise emsal, çekme mesafeleri ve merdiven çekirdeğinin yeri daire tipolojisini neredeyse tek başına belirliyor. Mutluş Apartmanı, Hakkı Bey Apartmanı ve Metro Home bu ölçekteki işler. Ofisimiz Suadiye’de olduğu için Bağdat Caddesi ve çevresindeki apartman yenilemeleri en yakından izlediğimiz alanlardan biri; hareket alanı dar, ama sorulan soru değişmiyor: bu yapı sokağa ne veriyor.

Dönüşümde çalışmayı sürdürmemizin sebebi ölçek değil. Bir mimarlık ofisinin kentle en doğrudan temas ettiği yer burası: ortaya çıkan şey bir bina değil, insanların geri dönecekleri bir mahalle.

Bu alandaki projelerden

Bir dönüşüm projesiyle ilgili konuşmak için bize ulaşabilirsiniz